sı-kın-tı insana neler yaptırır diye bi kitap yazmak istiyorum. bugün mesela, okula gittim mi? hayır, proje yaptım mı? hayır? bütün gün bi şey sayılabilecek herhangi bir şey yaptım mı? hayır. sıkılıyo muyum? evet, dünden beri tarih hariç hiç bi şey değişmemesine ramen yine yazmaya gelmem bunun bi göstergesi olabilir mi? evet.
aslında yazıcak bi şeyim de yok. ne diyebilirim ki? döndüğümden (aslında daha da öncesinden) beri kendimi berbat hissediyorum, ki döneli 3 ayı geçti adapte sorunu falan yok yani, zaten nereye adapte oluyosun, bi 3 ay ayrı kaldım diye 20 senedir yaşadığım şehre alışma sorunu çekicek diilim heralde. o zaman durum nedir? hiçbi fikrim yok. evden dışarı çıkmak istemiyorum, ne okul için (ki anlaşılır bi durum) ne arkadaş buluşması için, ne sinema için, hiçbi şey için.
daha önce eve girmeyen bi insanmıydım, diildim, ama bu kadar ev hastası da diildim açıkçası. dışarı çıkmak sanki çok büyük bi eziyet, çok enerji sarfedilmesi gereken bi şey gibi gelir mi, gelir. ama işin salak tarafı, çıkınca kendime geliyorum. diyorum melis sen gerizekalısın kapanıp kalıyosun eve, çıkmışım dışarı ohh soğuk hava kendime getirmiş, istiklali arşınlamışım mutlu olmuşum, hayat bu demişim, evde ne var salak demişim, enerji gelmiş, havadaki kar kokusu beni benden almış vs. tek sorunu, sürekli olmaması, eve girdiğim anda bi yorgunluk, ve patates çuvalı hayat felsefesine dönüş. kısır döngümsü bi şey..
insanlardan da iyice bunaldım artık açıkçası, kimseyi, özellikle Z'leri çekicek halim mecalim isteğim hiçbi şeyim yok. ne olursa olsun ben dinledikçe, dinlenmemeye başlıyorum, birileri için hep orda olmuşsam artık "cepte" gözüyle bakılıyorum, sanki ondan sonra ne yaparlarsa yapsınlar o cepten çıkamazmışım gibi. insanların suyuna gitmekten, panik olanları yatıştırmaktan gına geldi. napalım serinkanlıysam her şeye o kadar çabuk telaşlanmıyosam, o da benim yapımdır, ama bu başkalarınınkiyle hep ben uğraşcam o zaman anlamına mı gelir? bana ne kardeşim, git napıyosan yap, beni rahat bırak.
zaten başıma ne geliyosa hep kendimden başka biri olmaya çalıştığım için geliyo ( ya da bi nevi zorlandığım için diyelim). kızgınsam söylemem, kırgınsam belli etmem, hırgür çıksın istemem, herkesin her şeyine katlanırım... sonra da deliririm! gerçekte hiçbi şeye tahammülüm yok çünkü. bastır bastır bastır, duygusal olarak bücür kaldım sonra tabi. akıtsana dışarı, çıkan çıksın.... ama olmazzzzz, hırgür çıkar! kimse bu hırgür, çok da komik adı var.
yetti!
10 Aralık 2007 Pazartesi
9 Aralık 2007 Pazar
hala burdayım!
bi yazı giricem diye kim bu kadar uğraşmıştır, mailin şifresini unutmaktan benim kadar nefret eden var mı peki, gizli sorumun cevabı nasıl yanlış olabilir, ikinci mail adresime şifre reset maili tuşunu benim kadar seven biri olabilir mi? şeklinde bi seri soru geçiyo şu anda aklımdan.
tabi yazıyı yazmaya başlarken böyle sorunlarım yoktu çünkü hala mailimin şifresini hatırladığımı sanıyodum, neyse, küçük ayrıntılar...
izmir'e gitmek ve burdan 4 gün gibi kısa bi süre için olsa da uzaklaşmak için sabırsızlanıyorum. hep derim de istanbul evim falan, artık BUNALDIM! uzaklaşıp sonra da ohhh döndüm evime demek istiyorum lalala
ilgi manyağı insanlardan nefret ediyorum! msn iletilerine, ölüyoruum, hastayımm, zehirlendimm, bunalımdayımm, şeklinde şeyler yazanları tokatlamak istiyorum, gerçekten şu saydığım durumlardan birinde olsan yatakta olursun di mi (bunalım hariç ama onun da türleri var) "benimle ilgilenin" mesajları yazıcak halin olmaz.
dün grubun (hala isimsiz) ilk buluşmasıydı! begümlerin evinde toplandık ve grupla alakasız bi sürü şey yaptık, acil bi amfi ya da usb bi şeysi almam gerekiyo, ama tamamen parasızım, hepsi basa gittiği için olabilir mi acaba hmm hmm?
annemler 3 günlüğüne antakya'ya gidiyolar, bu ne demek, ev benim benim benim benim, ve barışın, ama o sayılmaz. gerçi bu süre zarfı içinde deli gibi proje yazmam gerektiği gerçeği duruma biraz gölge düşürüyo ama napalım
şebnem ferahın 10 mart BGM konseri kadar harika bi konser izledim mi bilmiyorum, DVD'si yaklaşık bi 4 aydır evde öyle oturuyo, ne kadar salak bi insanım, izlesene di mi! iyi ki begüm "zorla" izletti :) muhteşem bi şey kesinlikle, sahneyi, renkleri, ışıkları, şebnemi nasıl anlatsam bilmiyorum, ama tam anlamıyla "olmuş", senfoni orkestrası başka bi konsere bu kadar yakışamazdı heralde. tek kötü tarafı dvd'den izlemiş olmam, niye gitmedim diye kendimi yedim, neyse
golden compass filmini çok merak ediyorum, chronicles of narnia'msı bi havası var, ki sevdiğim bi filmdir, evden çıkmaya bahanem olcak gibi gözüküyo, okulu saymazsak tabi. ona da pek gittiğim yok bu aralar gerçi...
barış bana klavye ve mouse almış, durup dururken çok mutlu oldum, habire bi şeyler yazasım geliyo.
resim çalışmalarım tam gaz olmasa da devam ediyo şimdilik, en azından koca bi aradan sonra yeniden başladım, henüz bi sonuç yok her şey yarım yamalak, çabuk mu bıkıyorum bitirmeye mi korkuyorum (neden ki??) pek bi fikrim yok, ama çıktığı kadar artık.
yaprak'ı çok seviyorum, bunu fazla kimseye söylemesem de gerçekten sevdiğim insanlar kendilerini biliyolardır diye umuyorum en azından
cansu'yu özlediiim, yılbaşı çabuk gelse... zamanın geçmesini istediğim zaman sakız gibi uzamasından, istemediğim zaman hemen olup bitivermesinden ve hayatı böyle yapan göreli psikolojik hallerimden nefret ediyorum (ya da bıktım diyelim)
poe'nun a dream within a dream şiirini çok seviyorum, ve çok ilginç bi şekilde kurt vonnegut'ı özlüyorum.
öyle bi şeyler işte.
tabi yazıyı yazmaya başlarken böyle sorunlarım yoktu çünkü hala mailimin şifresini hatırladığımı sanıyodum, neyse, küçük ayrıntılar...
izmir'e gitmek ve burdan 4 gün gibi kısa bi süre için olsa da uzaklaşmak için sabırsızlanıyorum. hep derim de istanbul evim falan, artık BUNALDIM! uzaklaşıp sonra da ohhh döndüm evime demek istiyorum lalala
ilgi manyağı insanlardan nefret ediyorum! msn iletilerine, ölüyoruum, hastayımm, zehirlendimm, bunalımdayımm, şeklinde şeyler yazanları tokatlamak istiyorum, gerçekten şu saydığım durumlardan birinde olsan yatakta olursun di mi (bunalım hariç ama onun da türleri var) "benimle ilgilenin" mesajları yazıcak halin olmaz.
dün grubun (hala isimsiz) ilk buluşmasıydı! begümlerin evinde toplandık ve grupla alakasız bi sürü şey yaptık, acil bi amfi ya da usb bi şeysi almam gerekiyo, ama tamamen parasızım, hepsi basa gittiği için olabilir mi acaba hmm hmm?
annemler 3 günlüğüne antakya'ya gidiyolar, bu ne demek, ev benim benim benim benim, ve barışın, ama o sayılmaz. gerçi bu süre zarfı içinde deli gibi proje yazmam gerektiği gerçeği duruma biraz gölge düşürüyo ama napalım
şebnem ferahın 10 mart BGM konseri kadar harika bi konser izledim mi bilmiyorum, DVD'si yaklaşık bi 4 aydır evde öyle oturuyo, ne kadar salak bi insanım, izlesene di mi! iyi ki begüm "zorla" izletti :) muhteşem bi şey kesinlikle, sahneyi, renkleri, ışıkları, şebnemi nasıl anlatsam bilmiyorum, ama tam anlamıyla "olmuş", senfoni orkestrası başka bi konsere bu kadar yakışamazdı heralde. tek kötü tarafı dvd'den izlemiş olmam, niye gitmedim diye kendimi yedim, neyse
golden compass filmini çok merak ediyorum, chronicles of narnia'msı bi havası var, ki sevdiğim bi filmdir, evden çıkmaya bahanem olcak gibi gözüküyo, okulu saymazsak tabi. ona da pek gittiğim yok bu aralar gerçi...
barış bana klavye ve mouse almış, durup dururken çok mutlu oldum, habire bi şeyler yazasım geliyo.
resim çalışmalarım tam gaz olmasa da devam ediyo şimdilik, en azından koca bi aradan sonra yeniden başladım, henüz bi sonuç yok her şey yarım yamalak, çabuk mu bıkıyorum bitirmeye mi korkuyorum (neden ki??) pek bi fikrim yok, ama çıktığı kadar artık.
yaprak'ı çok seviyorum, bunu fazla kimseye söylemesem de gerçekten sevdiğim insanlar kendilerini biliyolardır diye umuyorum en azından
cansu'yu özlediiim, yılbaşı çabuk gelse... zamanın geçmesini istediğim zaman sakız gibi uzamasından, istemediğim zaman hemen olup bitivermesinden ve hayatı böyle yapan göreli psikolojik hallerimden nefret ediyorum (ya da bıktım diyelim)
poe'nun a dream within a dream şiirini çok seviyorum, ve çok ilginç bi şekilde kurt vonnegut'ı özlüyorum.
öyle bi şeyler işte.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
