8 Haziran 2008 Pazar

Taşınma üzerine izlenimler

Hmmm..

İnsanlar arasındayken benden daha fazla kopuk hisseden var mıdır onu düşünüyorum. 3 gündür salonda yaşıyorum ve sanırım tam bu akşam kırılma noktama geldim. evde yalnız olabildiğim tek yer banyo ve her gün banyo yapmak bana göre bi şey diil. nereye gidersem gidiym biri karşıma çıkıyo. tam karşımda Barış oturur, babamlar çaprazımda tv izler, ki bu kadar uzun süre aynı odada bulunmak babama da iyi gelmiyo sanırım çünkü onun da kafayı yediğini düşünyorum. eskisinden de fazla en azından...

yalnız kalmam lazım, onu diyorum kısaca

neden şimdiye kadar hala taşınamadık onu da anlamıyorum. habire bi şeyler topluyoruz ama tersine dağınıklık gittikçe artıyo gibi gözüküyo.

bu göçebe hayatını neden ben çekiyorum? en çekemez insan benken hem de.

evde kendime ait bi yer olmaması felaket bi şey. karşımda sürekli her mimiğime yorum yapanların oturması felaket bi şey (evet bilgisayarda bilimum şey izliyorum ve izlerken de yorum yapıyorum, ama bu hep yaptığım bi şey ki ne kadar normal olduğu tartışılır, "normalde" bunları odamda yaptığım için kimsenin dikkatini çekmeyen şeylerden biriydi) gıcır'ın her yere peşimden gelmesi ve odama girmesin diye kapıyı kapayamamk felaket bi şey. kısaca genel olarak bu taşınma olayı felaket bi şey

taşınma kısmı en azından

taşındıktan sonraki izlenimlerim de başka zamana kalıcak bu durumda

sadece bi odam olsun istiyorum. benim olsun. o kadar.

10 Aralık 2007 Pazartesi

sıkıntılı bunalmışlık halleri

sı-kın-tı insana neler yaptırır diye bi kitap yazmak istiyorum. bugün mesela, okula gittim mi? hayır, proje yaptım mı? hayır? bütün gün bi şey sayılabilecek herhangi bir şey yaptım mı? hayır. sıkılıyo muyum? evet, dünden beri tarih hariç hiç bi şey değişmemesine ramen yine yazmaya gelmem bunun bi göstergesi olabilir mi? evet.

aslında yazıcak bi şeyim de yok. ne diyebilirim ki? döndüğümden (aslında daha da öncesinden) beri kendimi berbat hissediyorum, ki döneli 3 ayı geçti adapte sorunu falan yok yani, zaten nereye adapte oluyosun, bi 3 ay ayrı kaldım diye 20 senedir yaşadığım şehre alışma sorunu çekicek diilim heralde. o zaman durum nedir? hiçbi fikrim yok. evden dışarı çıkmak istemiyorum, ne okul için (ki anlaşılır bi durum) ne arkadaş buluşması için, ne sinema için, hiçbi şey için.

daha önce eve girmeyen bi insanmıydım, diildim, ama bu kadar ev hastası da diildim açıkçası. dışarı çıkmak sanki çok büyük bi eziyet, çok enerji sarfedilmesi gereken bi şey gibi gelir mi, gelir. ama işin salak tarafı, çıkınca kendime geliyorum. diyorum melis sen gerizekalısın kapanıp kalıyosun eve, çıkmışım dışarı ohh soğuk hava kendime getirmiş, istiklali arşınlamışım mutlu olmuşum, hayat bu demişim, evde ne var salak demişim, enerji gelmiş, havadaki kar kokusu beni benden almış vs. tek sorunu, sürekli olmaması, eve girdiğim anda bi yorgunluk, ve patates çuvalı hayat felsefesine dönüş. kısır döngümsü bi şey..

insanlardan da iyice bunaldım artık açıkçası, kimseyi, özellikle Z'leri çekicek halim mecalim isteğim hiçbi şeyim yok. ne olursa olsun ben dinledikçe, dinlenmemeye başlıyorum, birileri için hep orda olmuşsam artık "cepte" gözüyle bakılıyorum, sanki ondan sonra ne yaparlarsa yapsınlar o cepten çıkamazmışım gibi. insanların suyuna gitmekten, panik olanları yatıştırmaktan gına geldi. napalım serinkanlıysam her şeye o kadar çabuk telaşlanmıyosam, o da benim yapımdır, ama bu başkalarınınkiyle hep ben uğraşcam o zaman anlamına mı gelir? bana ne kardeşim, git napıyosan yap, beni rahat bırak.

zaten başıma ne geliyosa hep kendimden başka biri olmaya çalıştığım için geliyo ( ya da bi nevi zorlandığım için diyelim). kızgınsam söylemem, kırgınsam belli etmem, hırgür çıksın istemem, herkesin her şeyine katlanırım... sonra da deliririm! gerçekte hiçbi şeye tahammülüm yok çünkü. bastır bastır bastır, duygusal olarak bücür kaldım sonra tabi. akıtsana dışarı, çıkan çıksın.... ama olmazzzzz, hırgür çıkar! kimse bu hırgür, çok da komik adı var.

yetti!

9 Aralık 2007 Pazar

hala burdayım!

bi yazı giricem diye kim bu kadar uğraşmıştır, mailin şifresini unutmaktan benim kadar nefret eden var mı peki, gizli sorumun cevabı nasıl yanlış olabilir, ikinci mail adresime şifre reset maili tuşunu benim kadar seven biri olabilir mi? şeklinde bi seri soru geçiyo şu anda aklımdan.

tabi yazıyı yazmaya başlarken böyle sorunlarım yoktu çünkü hala mailimin şifresini hatırladığımı sanıyodum, neyse, küçük ayrıntılar...

izmir'e gitmek ve burdan 4 gün gibi kısa bi süre için olsa da uzaklaşmak için sabırsızlanıyorum. hep derim de istanbul evim falan, artık BUNALDIM! uzaklaşıp sonra da ohhh döndüm evime demek istiyorum lalala

ilgi manyağı insanlardan nefret ediyorum! msn iletilerine, ölüyoruum, hastayımm, zehirlendimm, bunalımdayımm, şeklinde şeyler yazanları tokatlamak istiyorum, gerçekten şu saydığım durumlardan birinde olsan yatakta olursun di mi (bunalım hariç ama onun da türleri var) "benimle ilgilenin" mesajları yazıcak halin olmaz.

dün grubun (hala isimsiz) ilk buluşmasıydı! begümlerin evinde toplandık ve grupla alakasız bi sürü şey yaptık, acil bi amfi ya da usb bi şeysi almam gerekiyo, ama tamamen parasızım, hepsi basa gittiği için olabilir mi acaba hmm hmm?

annemler 3 günlüğüne antakya'ya gidiyolar, bu ne demek, ev benim benim benim benim, ve barışın, ama o sayılmaz. gerçi bu süre zarfı içinde deli gibi proje yazmam gerektiği gerçeği duruma biraz gölge düşürüyo ama napalım

şebnem ferahın 10 mart BGM konseri kadar harika bi konser izledim mi bilmiyorum, DVD'si yaklaşık bi 4 aydır evde öyle oturuyo, ne kadar salak bi insanım, izlesene di mi! iyi ki begüm "zorla" izletti :) muhteşem bi şey kesinlikle, sahneyi, renkleri, ışıkları, şebnemi nasıl anlatsam bilmiyorum, ama tam anlamıyla "olmuş", senfoni orkestrası başka bi konsere bu kadar yakışamazdı heralde. tek kötü tarafı dvd'den izlemiş olmam, niye gitmedim diye kendimi yedim, neyse

golden compass filmini çok merak ediyorum, chronicles of narnia'msı bi havası var, ki sevdiğim bi filmdir, evden çıkmaya bahanem olcak gibi gözüküyo, okulu saymazsak tabi. ona da pek gittiğim yok bu aralar gerçi...

barış bana klavye ve mouse almış, durup dururken çok mutlu oldum, habire bi şeyler yazasım geliyo.

resim çalışmalarım tam gaz olmasa da devam ediyo şimdilik, en azından koca bi aradan sonra yeniden başladım, henüz bi sonuç yok her şey yarım yamalak, çabuk mu bıkıyorum bitirmeye mi korkuyorum (neden ki??) pek bi fikrim yok, ama çıktığı kadar artık.

yaprak'ı çok seviyorum, bunu fazla kimseye söylemesem de gerçekten sevdiğim insanlar kendilerini biliyolardır diye umuyorum en azından

cansu'yu özlediiim, yılbaşı çabuk gelse... zamanın geçmesini istediğim zaman sakız gibi uzamasından, istemediğim zaman hemen olup bitivermesinden ve hayatı böyle yapan göreli psikolojik hallerimden nefret ediyorum (ya da bıktım diyelim)

poe'nun a dream within a dream şiirini çok seviyorum, ve çok ilginç bi şekilde kurt vonnegut'ı özlüyorum.

öyle bi şeyler işte.

30 Nisan 2007 Pazartesi

Superman


Kafamda müzikle yazmak kadar sevdiğim bi şey daha yoktur, filmlerde fark edersiniz ya bazen sahneyi sahne yapan arkada çalan müziktir, bu da benim için bi çeşit arka plan müziği gibi.

Şu anda I'm No Superman, günümün, hatta haftamın, hatta belki de gelecek bi kaç haftanın daha soundtrack'ine oturucak gibi gözüküyo. Yeni bi şarkı diil evet, hatta 6 (?) sezondur Scrubs'ı takip edenler için oldukça eski bi şarkı, ama nolursa olsun hoş bi şarkı.

Şarkı, şarkı, şarkı

Aslında biraz sinirim bozuk çünkü evde rahatsız edilmeden müzik dinlemek çok uzak bi hayal gibi. Tam kendimi kaptırmışken içeri biri (ki bu biri genelde annemdir) girer ve bütün havamı bozuverir. Kapalı kapılar bu evde bi şey ifade etmiyo, özellikle benimki"ler"
Odam iki daire arasında geçiş işlevi gördüğü için "özel alan" kavramı yok gibi bi şey, ki ben genelde beni benimle bırakıncı biri olduğum için, arada sırada (oldukça sık oluyo bu arada sıralar) delirme noktasına gelen, o noktayı geçen, aşan, noktayı artık göremeyen biri durumuna gelebiliyorum.

Tam şimdi kaptırmış yazıyoken annem geçti mesela! (Derin nefesler al Melis, sakin ol Melis, niye hep sakin olmaya çalışıyosun ki, sakin olma Melis, delir Melis, öff sus)

Olur böyle şeyler...

Bu arada, Amerika yolları yavaş yavaş açılıyo gibi. Gibi, gibi. Perşembe günü (yine) konsoloslukla vize görüşmem var ve yaklaştıkça heyecan seviyem de artıyo ama iyi olucağına inanmak gerek, kimler gidiyo ben mi kalıcam diye bi pozitif görüş geliştirme çalışmalarındayım. İyiyim, gidiyorum, süperim, harikayım, gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum..

Hep gezen (ve bu yüzden tarafımdan çok imrenilen) insanlar kaç senedir İstanbul'dan dışarı adımını atmamış birinin (ben) heyecanını anlarlar mı bilmiyorum, ama ilk yurt dışına çıkışım, ilk işim, yalnızım ve heyecanlıyım, bu kadar!

Aşağı yukarı bir ay sonra, belki bu sayfaya tamamen farklı bi kıtadan yazıyo olabilirim! Güzel bi şey olsa gerek, neyse deneyip görücez.


Laslo Bane'in harika şarkısı;

"You've crossed the finish line
Won the race but lost your mind
Was it worth it after all?"

"I can't do this all on my own
No, I know, I'm no Superman"


23 Nisan 2007 Pazartesi

Yine Yeni Yeniden


Selamlar!


Yazmaya yeniden başladım ya kendime yeni bir blog açarak kutlıyayım bunu dedim! Aslında yalan..

Dün akşam st'yle oturmuş "Melis" nasıl değişik yazılır diye kafa patlatırken, bir ms hunny bee ortaya çıktı ( ve evet hunny'nin aslında honey diye yazıldığını biliyoruz) ben de bir şekilde kullanmak istedim.


ST'yi de kendime alet ettim böylece, gevezeliklerim sırasında kendisine küçük st, saybıl, si belle!, sibel ya da yaprak olarak hitap edebilirim, hepsi aynı kişi, Sibel! Blog'un tam olarak nası işlediğini anlar anlamaz onu da sayfa aralarına bi yerlere sıkıştırma niyetindeyim, ama o zamana kadar sadece ben ben ben..


Yarın okul başlıyo yine! Tatil uyuşukluğunu hala üstümden atamışken, sabah çalan saati duvara atma konusunda iyi bi iş çıkarıcağıma inanıyorum, beni destekleyin sanal camia!


Bu arada havayolu ya da restoran kurmadan anlayanlarınız varsa, lütfen yardım etmekten çekinmeyin.


Giriş yazısı hep en zoru di mi? Neyse, atlattım sayılır!


Adios!